Ben kimim?

Fotoğrafım
1961, Eskişehir Sivrihisar doğumluyum. Liseyi Kabataş Erkek Lisesi'nde, üniversiteyi İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde okudum. Anesteziyoloji ve Reanimasyon eğitimimi GATA'da tamamladım. 1993 Eylül'ünden 2011 Şubatına dek Çukurova Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji Anabilim Dalı'nda çalıştım. 15 Şubat 2011 tarihi itibariyle emekli olup İstanbul'a yerleştim.

13 Haziran 2018 Çarşamba

O ZAMAN, "DANS"

KALİMNOS - LEROS - LİPSİ - PATMOS YELKEN HAFTASI

Geçen senenin tadı damağımızda kalınca, bu senenin ilk yelken seyrini aynı rotada gerçekleştirmek üzere ekibimizi mart ayında oluşturduk, teknemizi tuttuk, uçak biletlerimizi aldık.
Bu kış, çalışma tempomuzun ağırlığı ile günlerin yavaş geçtiğini düşünsek de mayıs ayı giderek sonuna yaklaştı ve 2 Haziran 2018 Cumartesi sabahına uyanıp Sabiha Gökçen'den Anadolu Jet, Bodrum uçağına binmek nasip oldu.

2 Haziran 2018, Cumartesi
Ahmet, işleri netleşmediği için aramızda değil, Sinan ve Handan da İzmir'de bir mezuniyet yemeğine katılacakları için bize Bodrum'da katılacaklar. Esma, Banu ve ben rahat bir yolculuk sonrasında Bodrum'a iniyor, bavullarımıza kavuştuktan sonra da taksi ile Bodrum'a ulaşıyoruz. Saat, 11.00.
Yelkenli Yatçılık'tan 45 feetlik bir Dufour kiralamıştık. Teknemizin hazır olmasına az kalmış, sadece yanına kadar gidip şöyle bir bakıyoruz. Teknemizin adı "Dans".
Dans S/Y, Bodrum Marina

Orçun'a borcumuzun geri kalanını ödüyoruz, ama depozit olarak benim kredi kartıma blokaj koymalarını bir türlü sağlayamıyoruz. Gereksiz yere kredi kartıma para aktardığım halde bu işi başaramayınca Esma'nın kredi kartı ile işi şıp diye halledince benim kartımın mail order'a kapalı olduğunu anlıyoruz.

Anadolu Jet'in soğuk ve küçücük sandiviçinin sağladığı tokluk hissi çabucak kaybolduğu için ben yemek yiyecek bir yerler ararken Orçun, Sünger Restoran'ı tavsiye ediyor. Kısa bir tur sonrasında Sünger'e oturup siparişlerimizi veriyoruz. Günün yemeği, "Bodrum Mantısı".

Sinan ile Handan'dan ara ara mesaj geliyor, İzmir - Bodrum arasındaki lokasyonlarını bildiren. Onlardan pek bi umut yok. Hava kararmadan gelirler inşallah.

Yemek sonrası teknemizi teslim alıyoruz. Brifing yarım saati aşıyor. Baş kamara ikiye ayrılmış, ama her birinde iki kişi yatması çok zor. Arka kamaralar rahat, salondaki tuvalet elektrikli, ön tuvalet, manuel. Brifing bitince Carrefour'a alışverişe girişiyoruz. Sinanlar hala yoldalar.

Üç arabayı doldurup tekneye dönüyor ve kısa bir sürede malzemeleri yerleştiriyoruz. Dolap sayısı ve hacmi çok yeterli. Sinanlar, Milas'ta peynir alıyorlar.
Biraz daha oyalanıyor, çarşı pazar dolaşıyoruz. Hava acayip sıcak ve nemli, sanki Adana'dayız. Sinanlar ise Bodrum girişinde jandarma kontrolüne takılmış durumdalar. Biraz daha oyalanıyoruz.
16.00 gibi Sinan ile Handan'a kavuşuyoruz. Sinanlar aldıkları ekmekleri, ekmekçide, kahveyi de Starbucks'ta bırakmışlar. Olsun, hemen gidip oralardan bir yerden tekrar alıyorlar.

Saat 17.00 gibi motor çalıştırıp palamar yardımı istiyoruz. Yine acayip rüzgar var. Ama, efsane bir baş pervanemiz de var, palamar yardımına ihtiyaç kalmadan dönüp C pontonundaki yerimden gümrüğe yollanıyorum . Bu sefer iskeleye daha yakın bir mesafeye demir bırakıyorum. Geçen sene 5 metreye 60 metre zincir bırakmış ama zincir bitince iskeleye yanaşamamıştım. Bu kez beceriyorum. İskeleye iyice yanaşıp pasarella kullanmadan iskeleye atlıyoruz. Bir inşaatın içine giriyoruz, demir testereleri, kaynaklar, tuvaletsizlikler. Sezon başlamadan önce inşaatı başlatmışlar, inşallah sezon bitmeden de bitirirler. Orçun işleri, yarım saat içinde bitiriyor. Motor çalıştırıp iskeleden ayrılıyor ve Bodrum'a bir haftalığına veda ediyoruz. Koy içinde rüzgar çok şiddetli, biraz motor seyri yapıp yelken açmadan hemen önce de denizde uçuşan bir deniz yatağını tekneye ganimet olarak alıp Kargı Adası civarında yelkenleri açıyoruz, camadanda. Rüzgar, 25- 30 arası esiyor. Hafif tırsık ve gerginim. Ama Atilla Gökova ile geçen ay Istanbul'da katıldığımız iki yarıştan sonra aşırı rüzgarda yelken yapmaya ilişkin korkularım bayağı azalmıştı, azalmış olarak kaldığını görüyorum.

Bodrum Marina'dan çıkış


Pserimos'a doğru giderken rüzgar kuzeyli, adanın altından mı yoksa üstünden mi geçelim sorusuna, ekip yukarısından geçelim deyince rotamızı öyle ayarlıyoruz. Bir ara rüzgar çok düşüyor, yelkenleri kapatıyoruz. Sonra da çok artıyor yine açmıyoruz. Ümit Ağabey arayıp kolayına bir hafta diliyor bize. Aramızda değil çünkü Norveç fiyortlarında dolaşacak o da önümüzdeki hafta.

Bu kadar rüzgarda motor ile gidiyor olduğumuza inanamayınca Banu, camadanda yelken açıyoruz yeniden. Yok gaza geldiğimden değil, sadece eğitim olsun, deneyimim artsın diye. Rüzgar, 30-38 knot arasında değişiyor. Biz yelken yapıyoruz.

Neredeyse Kalimnos limanına yelkenle gireceğiz ama mendireklere yaklaşırken motor çalıştırıp yelkenleri indiriyoruz. Güneş hafiften batmakta. İlk kez bu kadar geç giriyorum bir Yunan adasına. Ama sezon henüz başlamamış, Vasilis de yer sorunu olmadığını söylediği için rahatım. 5-6 metreye demir atıp bir sürü de zincir döşeyip koltuk halatlarını elden veriyoruz Vasilis'e ve rıhtım görevlisine.
Vasilis ile geçen sene tanışamamıştık ama bu kez el sıkışıyoruz.  Saat, 20.30.

Kalimnos Limanı

Vasilis ve Maria

Pasaport ve tekne evrakı Maria'ya teslim ediliyor, tekneye elektrik bağlanılıyor ve cin-tonikler hazırlanıyor. Haftanın ilk bağlanma-içkisi. Açız zaten, hemen ardından restoran bulmak üzere tekneyi terk ediyoruz. Geçen sene ilk akşam yemek yediğimiz restorana götürüyorum ekibi, ama yanlışlıkla bir yanındakine oturuyorum. Burada da yiyecekler lezzetli ve taze. Sinan Barbayani içerken biz ev yapımı beyaz şarap tercih ediyoruz. Üçüncü yarım litrelik şarap ise mekanın patronundan geliyor. Hesap, bahşiş dahil, 100 Euro.

Kalimnos'ta akşam yemeği
Vasilis, pasaportlarımızı getiriyor. Geçen sene 170 euro vermiştik, bu sene polise gitmemiz gerekmedi ama geç giriş nedeniyle 200 euro veriyoruz Vasilis'e.

Yorgunluktan ancak tekneye kadar yürüyecek mecalimiz var, en azından benimki öyle. Geçen seneki muhteşem dondurmacı da kapatmış bu saatte. Ben doğrudan kamaraya girip sızıyorum.

3 Haziran 2018, Pazar
Ben yedide ayaktayım. Pasarella alınmış, arka platform kapatılmış. Havuzlukta biraz oyalanıyorum, uyanan bir kişi daha bulunca platformu açıyor, pasarellayı tekrar iskeleye uzatıyoruz. Esma, Banu ile birlikte ayaklarımızın pasını açmak üzere yola koyuluyoruz. Ben kısa bir süre sonra geri dönüyorum Sinan ve Handan uyanmışlardır diye. Önce Sinan dolaşmaya çıkıyor, bir süre sonra da Handan.

Kalimnos (Pothia)



Ekip yeniden teknede toplandığında kahvaltı için palamarları çözüyoruz, hedef, Ay. Nikoloau. Adanın doğusunda Vathi Koyu'nun bir altında, Pserimos'a doğru bakan bir koy bu. Girişinde balık çiftlikleri var ancak dibine kadar sokulunca hem rüzgar kesiliyor, hem de havuz gibi bir su oluveriyor teknenin etrafında, bizi çağıran.
Aya Nikoloau (Kalimnos)

Denize atlayan bir çığlık atıveriyor önce, sonra arkasında sırada bekleyene "su çok güzel" diyor. Bu daveti pek inandırıcı bulmasa da sırada bekleyen suya atlıyor ve çığlık atıyor. Su gerçekten ilk girişte ürpertici ama yüzünce alışıyor insan.
İlk kahvaltımız sonrasında ufak bir ara ve sonrasında tekrar deniz. Bugün Leros'ta Pandelli Koyu'na gideceğiz. Yol üstünde de geçen sene ağzından geçerken şöyle bir baktığımız Xerokampos'a gireceğiz öğle molası için.
Motor çalıştırıp demiri topluyoruz, 15 millik yolumuz var. Rüzgar da var, yelken ile Kalimnos'u tırmanıyoruz.
Leros'un güney ucunda Xerokampos'un girişini kapatan küçücük bir adacık var, arkasına geçerken yelkenlerimizi indiriyoruz. koy girişinde herkesin demir attığı bölgeye biz de demir atıp motoru kapatıyoruz. O kadar rüzgarlı ki kimsenin denize giresi gelmiyor. Esma geçen sene buraya girdiğimizi iddia ediyor ama ben hiç hatırlamıyorum.


Demir alıp Pandelli'ye yollanıyoruz, orası geçen sene muhteşemdi, deniz faslımızı oraya ayırmak üzere.
Bir saat sonra Pandelli Koyu'nda, geçen sene demirlediğimiz, Cafe Del Mar'ın önüne ama bu kez biraz daha limana doğru demir atıyoruz, bir katamaranın iskelesine. Bir saat sonra da, çok şükür,  bağlanmış oluyoruz, biz teknede, Sinan ve Banu da botta eğlenirken.

Pandelli Koyu


Denize girip serinledikten sonra akşamüstü içkilerimizi hazırlamadan hemen önce elektrikli motoru, bota indirip deniyoruz. İlk akü boşalmış ama ikinci akü %100 şarjlı. O kadar sessiz ki, çalıştığını anlamak için sudaki pervaneye ya da etrafa bakmak gerekiyor hareket ettiğimizi görmek üzere.
Akşam yemeği için bir yıldır hayalini kurduğum Cafe Del Mar yerine, kızların ısrarı ile limana gidiyoruz botumuz ile güle oynaya, hafif çakır keyif.

Pandelli Limanı

Bot ile doğrudan benim gözüme kestirdiğim, 3 tane büyük şemsiyeli restoranın dibine kadar gidiyoruz. Masaya kadar botla çıkmamızı, rıhtımın duvarı önlüyor. Adımlarımız ile çıkıyoruz biz de. Suya azıcık düşen, elini azıcık kesenlerimiz de oluyor ama olsun, masaya oturmayı başarıyoruz. Bot hemen önümüzde, tekne de uzakta gözümüzün önünde.

Pirofani Taverna

Pandelli - Leros
Pandelli Limanı

Bahşiş dahil olmak üzere 80 Euro bırakıyoruz masaya, çok lezzetli yemekler sonrasında ve yürüyüşe çıkıyoruz arka sokaklara. Bir kaç bardan yükselen ve kulak paslarımızı silen müziğin cazip davetine rağmen tekrar geriye dönüp, düşmeden bota biniyoruz. Motorun kafasını kaldırmıştım gelirken ama bu sefer indirmeyi çok zor başarıyorum, ama başarıyorum.

Pandelli sokakları


İskelemize demir atmış olan koca motoryatın burnundan dolanıp Dans'ın platformuna yanaşıyoruz. Hasarsız ve düşmesiz bir şekilde tekneye çıkıp, motorun aküsünü de söküp emniyete aldıktan sonra kısa bir muhabbet sonrasında çok keyifli bir şekilde günü bitirmek ve yıldızların altında özlediğim bu koyun gecesini havuzlukta, uyku tulumu içinde geçirmek üzere hazırlıklarımı tamamlıyor, tulumun içine girip kafamı yastığa koyduktan 5 saniye sonra uyuyorum.

4 Haziran 2018, Pazartesi
Yine çok rüzgarlı bir sabaha uyanıyorum, kafama iyi ki almış olduğum bereyi bir süre gözlerime kadar çekip mevsimi hatırlamaya çalışıp bir süre uyku tulumu içinde debelendikten ve sonra vazgeçip uyanmaya karar verdikten sonra.
Ekip yavaş yavaş uyanıyor güne. Kahvaltının ardından Makronisi kayalıklarına gitmek üzere 10.30 gibi hareket ediyor ve çok sevdiğim bu koyu geride bırakıyoruz.

Pandelli'ye veda


Yelken seyri yapıyoruz ama rüzgar hep kafadan geliyor.  Ekip de yelken yapmak istiyor ama bu rüzgar ile bir Türkiye'ye, bir  Leros'a bir kaç kez gidip gelince ben sıkılıyorum. Son yarım saatte motor ile gidip 3 saat sonunda Makronisi Kayalıkları'nın güney yamacına demir atıp teknemizi, rüzgarın insafına bırakıyoruz.

Makronisi Kayalıkları


Denize girdikten sonra botu indirip kürekle kayalıkları keşfe gidiyoruz Esma ve Handan ile. Bir oyuğun içinden geçip öbür tarafından çıkıyoruz.

Makronisi Kayalıkları'nda bir göletçik
Sonra bir tekne daha demir atıyor sancağımıza. Sonra da Kechi Sailing'in teknesi bizim botla içinden geçtiğimiz oyuğa girmeye çalışıyor. Ya da ben ben öyle sanıyorum. Ama kıçtan duvara kadar yanaşıp koltuk halatı ile bir kişiyi o kayaya bırakıp biraz açılıyor tekrar demirinin üstüne. Koltuk halatını bağlarmış meğerse o kayalığa.

Kechi Sailing teknesi Makronisi Kayalıkları'nda
Öğle yemeğinde erkekler için ezme peynir sürülmüş lavaş ekmek içinde, mayonez ve turşulu ton balığından yapılmış dürüm ve ayran var. Hanımlar ise meyve yiyorlar.

Kayalıkların öbür tarafını merak ettiği için dümeni Sinan'a bırakıyoruz demir toplarken. Hedef Lipsi Liman.
Lipsi

Yine çok fazla rüzgar var limana girerken ve liman görevlisi bizi iç tarafa çağırıyor. Bir küçük motor yat yanaşıyor bizim gireceğimiz, iki tekne arasındaki boş yere. Sonra onu oradan çıkarıyorlar. O, demirini toplamaya çalışırken ben arkasından geçip, limanın karşı tarafında yanaşıp demir atacak yeri tutturmaya çalışıyorum diğer teknelerin zincirlerini kollayarak. Baş pervane bir kez çalışıp susuyor. Rüzgar da beni bir oraya bir buraya savurup duruyor. Çok sevdiğim bu limanda maymuna dönüyorum, teknenin kıçı tornistanda güçlü bir şekilde sancağa atıyor ama bordadan aldığım rüzgar ile bu avantajımı kullanır hale bir türlü gelemiyorum. 1.3 metre gösteren derinlik göstergesinde gözüm bir yandan, demirimi tam toplamadan kendi etrafımda küçük bir tur atarak teknenin kıçını uygun bir açıya getirmeye çalışırken, "Take the anchor off" diye çığlık çığlığa bağıran bir kaptanın yelkenlisinin zincirine takmayı başarıyorum demirimi.  Koltuk halatımı kullanarak, ırgatımızın da gücüne şükrederek, adamın zincirini kurtarıp özür dileyen bir el işareti ile manevraya yeni baştan başlıyorum. Demir atıp iki tekne arasına arkadan da gelen rüzgara karşı biraz hızlı hızlı gidiyorum. Youtube'taki bir türlü yanaşamayan kaptanların kısa filmlerindeki gibi, arasına gireceğim iki teknenin bütün mürettebatı alarmda ve ilave usturmaçalar ile benim yeni maceralarımı bekliyorlar. Ama iki  tekne arasına sakince girip koltuk halatını görevliye elden uzatıyoruz. Merhabalaşıyoruz komşu tekneler ile. Demirini aldığım teknenin kaptanına bir özür birası götürüyorum ama sadece teşekkür alıyorum, biramı veremiyorum.
Kendim içiyorum ben de buz gibi birayı. Elektriği bağlıyoruz. 5 Euro. Bir kadıncağız geliyor sivil, belediye için para topladığını söylediğini sandığım. Sonunda anlıyorum ki hemen oracıkta motorunun üzerindeki resmi belge ve makbuz karşılığında ödeme yapmam istenmekte. 6 Euro.
Geçen seneki adamcağız yine geliyor elindeki lokanta broşürleri ile, kilisenin arkasındaki lokantasını tanıtmak üzere.

Lipsi Liman

İçkilerimiz yudumlayıp adayı keşfe çıkıyoruz bu kez hep birlikte. Kiliseye doğru dar sokaklardan tırmanıp sonra yavaştan, Banu'nun bir koşu rezervasyon yaptırmış olduğu, geçen sene çok keyif almış olduğumuz restorana yöneliyoruz.

Lipsi Liman




Yianni Restoran



Bir kısmını kediler ile paylaştığımız çok lezzetli yemeklerden sonra sadece 72 euro ödeyip kalkıyoruz masadan.

Sinan, "sadece tekneye kadar yürürüm" dediği için ben de sadece tekneye kadar yürüyorum kızlar kısa bir yürüyüşe çıkarken. Teknenin kapısını açmak için kilide soktuğum anahtar sürekli 360 derece etrafında dönmesine rağmen kapı açılmayınca şöyle bir zorlamam ile tüm kilit dağılıyor. Parçalarını toplayıp kenara koyup kamaraya çekiliyorum.

5 Haziran 2018, Salı
Saat yedide ayaktayım. Sinan da uyanınca fırına ekmek almaya gidiyoruz. Fırını bulamıyoruz ama tekneye dönerken Banu ve Esma'yı bulup fırına birlikte gidiyoruz. Bir ekmek ve bir kaç kuruHasan alıp geri dönerken Handan da geliyor. Biz Sinan ve Handan'ı başbaşa bırakıp tekneye kaderimiz ile başbaşa kalmaya gidiyoruz. Dükkanlar açık olmadığı için Sinan ve Handan, sünger satan adama takılıyorlar sadece. Sonra da bize. Limandan çıkıp Lipsi girişinde solda kalan kıyıya demir atıp  deniz ve kahvaltının keyfini çıkarıyoruz.
Rotamız pek kesin değil bugün. Dün akşam Sinan, beton iskelelerin kendisini boğduğunu söyleyince, önce Marathi'ye, akşama da Mehmet Erem'in de önerdiği Arki'deki küçük restorana gidelim diye konuşmuştuk Handan ve Sinan ile. Ama yolda giderken Handan, Patmos'u görmek istediğini söyleyince rotamız netleşiyor.
Önce Arki'nin güneyindeki koylara bakıp sonra Marathi'ye girelim niyetiyle Arki'nin güneyine dönüyoruz. Bir iki tekne görünce Makronisi Adası ve etrafındaki adacıkların (Tiganakia) arasında giriveriyoruz. İyi ki de giriyoruz, burası akvaryum gibi. 5 metreye demiri ve üzerine de 20 metre zinciri bırakıp motoru kapatıyoruz, rüzgar çıktığında zinciri serme işini ona bırakarak. Saat, 12.00.

Makronisi Adası çevresi


Öğle yemeği, bol bol yüzme, adadaki keçilere su götürme derken burada 5 saat geçiriyoruz ve aklımızı burada bırakarak Patmos'a yola çıkıyoruz. Biraz motor, biraz yelken derken 1.5 saat sonra Patmos Limanı'na giriyoruz. Çok kalabalık değil, rüzgar da az, rahat bir demirleme olacak diye hayal kurarken demiri atamıyoruz, sıkışmış. Çok çekmişiz Makronisi'de. Vinç kolu ile şiddet uygulayıp üzerinde zıplayarak baklayı kavaletadan kurtarınca demir rahatlıyor. 5-6 metreye demir atıp rüzgarı arkamızdan alarak rıhtıma yanaşırken yandaki teknedeki genç çift halatlarımızı almak üzere bizi karşılıyor. Ama halatları neredeyse elden verecek iken zincir bitiyor. Biraz daha zorlayınca, platformu açınca pasarellayı verecek kadar yanaşabiliyoruz rıhtıma. Bosa kancasını takıyorum zincire, motoru kapatıyorum.

Bu sefer evrak kontrolü yapan hanımefendi çok güleryüzlü. Hemen teknemize kadar gelerek gitmemiz gereken kulübeyi ve istediği evrakı tarif ediyor. Banu ile parayı, pasaportları ve tekne belgelerini alarak kulubeye gidiyoruz. Kechi Sailing teknesinden bir delikanlı atlayarak önümüze geçiyor. Onun işlemlerini beklerken biraz sohbet ediyoruz  Sarp  Hoca ile. 12 Euroluk su ve elektrik paketi satın alıyoruz. Elektrik hemen halloluyor ama su hortumumuz kısa kalıyor. İskeledeki bir Türk guletten hortum istiyorum, teknelerini yıkadıktan sonra verebileceklerini söylüyorlar. Ama Mırmır'daki konuklar hemen hortumlarını veriyorlar bize. İki hortumu birbirine bağlamak için de üzerine izole bant sararak kalınlaştırdığım tükenmez kalem gövdesini kullanıyorum. Ön depoyu doldurup arka depoyu kullanmaya başlıyoruz, boşalırsa teknenin kıçındaki flanşına ulaşmak daha kolay diye.


Patmos Liman

Sonra iki kadeh cin toniği kulağıma döküyorum (Ümit ağabey'e selam olsun). Bir süre havuzlukta uyumak çok keyifli oluyor sonrasında. Sonra cicilerimizi giyip şehri keşfe çıkıyoruz.


İlk gördüğüm restorana dalmamamı tembihliyorlar bana. Ben de doğrudan o, ara sokakta geçen sene çok kalabalık olduğundan lezzetli bir yer olsa gerek diye aklımda kalmış olan Pantelis'e gidip hızla iki masayı birleştirip oturuyorum.



Çok keyifli bir akşam yemeği sonrasında 120 Euro ödeyip, henüz kalabalıklaşmamış olan sokaklara atıyoruz kendimizi. Burası tam Handan'a göre. Dondurma da yedikten sonra teknede buluşmak üzere ayrılıyoruz Zeren ailesinden. Kamaraya girdiğimde saat 24.00.

6 Haziran 2018, Çarşamba
Saat yedide ben yine ayaktayım. Banu ile hemen yakındaki kıyıdan denize girip geri geliyoruz tekneye. Sekiz buçukta taksiye binmek üzere sözleşmiştik akşamdan ekip ile. Sekiz buçukta taksi durağına doğru yürümeye başlamayı başarıyoruz, teknenin kilitlenmeyen kapısını kapatarak.
Taksi şöförü Dimitri 35 Euro istiyor ama ben 25 Euro teklif ediyorum. "Beş kişisiniz ama" diyor, olsun. Anlaşıyoruz. On dakika sonra tepede, manastırdayız.

Manastırdan Patmos'a bakış 

Buranın manzarasına bayılıyorum, muhteşem. Manastıra giden daracık yollar da çok keyifli. Manastır paralı olmuş, ya da ben geçen sene para verdiğimizi hatırlamıyorum. 4 Euro kişi başı, müze dahil. Kimsecikler yok, hızlıca dolaşıyoruz manastırı ve müzeyi.



Ben açım. Geçen sene kahvaltı ettiğimiz yere doğru inerken önce alışveriş için çok keyifli bir dükkana sonra da onun hemen yanındaki Jimmy's Balcony'e giriyoruz kahvaltı için. Geçen sene burası kapalı idi galiba. Handan ile Sinan gelene kadar biz siparişlerimizi veriyoruz. Burasını, gün batımı için tavsiye ediyorlar ama sabah da manzara muhteşem.

Patmos'a veda


Kahvaltı sonrasında taksimizi çağırıyoruz. On dakika sonra gelen taksiye binip limana iniyoruz. Tekneye kadar yürürken bizi çağıran plajın davetini geri çevirip tekneye çıkıyoruz. Kapı, açılmamış. Kilitsiz de oluyormuş demek ki.
12.00 gibi Patmos'tan ayrılıyoruz. Rota, Leros'un kuzeyindeki koylardan biri, hem deniz molası, hem öğle yemeği için. Rüzgar bugün kolayımıza, 15-18 knot arasında stabil esiyor, yelkenlerin ve üzerinde kaydığımız denizin sesini, bir de Banu'nun getirdiği Lars Danielsson'un "Libera Me" isimli CD'sinin ezgilerini dinleyerek 3 saate yakın bir seyir yapıyoruz keyifle.
Partheni Koyu'nun doğusunda, Asfoungaras Burnu'nun hemen batısında kalan koya (Plakoudi) girerken yelkenleri indirip, sancağımızda kalan resiflere de Banu'nun uyarısı ile dikkat edip rüzgara karşı demir atıyoruz 5 metreye. Bir kaç tekne daha var alargada, ama rüzgar o kadar fazla ki kimsenin denize giresi gelmiyor.

Plakoudi (Blefouti) Koyu

Plakoudi Koyu


Biraz oyalanıp hafif bir şeyler atıştırıp demiri topluyoruz. Bu kez, Lakki Limanı'na değil, Alinda koyu'na gidip Yunanistan çıkışımızı oradan yapacağız. Hem yeni bir yer göreceğiz, hem de geçen sene duş ve tuvalet kolaylıklarına rağmen Lakki çok sevimli gelmemişti, oraya bir kez daha gitmek zorunda kalmayacağız. Patmos'ta Sarp Hoca, "Alinda'da George var, o her şeyi halleder" demişti. Ben yine de Vasilis'e mesaj yolluyorum. o da "George size yardımcı olur" diyor ve telefon numarasını veriyor. Önce whatsup ile yazışıp sonra telefonlaşıyoruz George ile. Alargada kalacak isek koya girişte sağ tarafı, limanda kalacak isek sol taraftaki Aga Marina'yı tarif ediyor bize. Bu akşam limanda kalalım. Beş dakika içinde limanda olacağını söylüyor, biz de aborda olmak üzere hazırlıklarımızı yapıyoruz. Sorunsuz bir şekilde rüzgar bizi iskeleye yaslıyor. Baş koltuk halatını George alırken kıçtakini Banu, babaya kement gibi atıp bizi tutuyor.

Alinda Koyu girişi

George
George neşeli, hafif kilolu bir genç, Bira teklifini geri çeviriyor, iki ay içinde evleniyormuş. Pasaportları ve teknenin belgelerini alıyor, yarın en geç 11.00'e kadar getireceğini söylüyor. Ücret, 50 euro.
Yemek ve dondurma için popüler yerleri tarif ediyor, hemen karşımızdaki Mylos Restoran'ın pahalı ama lezzetli olduğunu söylüyor. Pandelli Koyu'ndaki El Greco için de bir dahaki gezilerimiz için lezzet garantisi veriyor.

Alinda Koyu'nda Ayia Marina

Alinda Koyu
Görevlinin uyarısı ile gelebilecek büyük bir bota yer açmak üzere, iki tekne boyu daha sahile doğru kaydırıyoruz tekneyi. Gerçekten de bir süre sonra büyük bir motor yat demir atıp kıçtan kara yanaşıyor rıhtıma. Elektrik ve su için mevcut tek pedestale ulaşma şansımız da kalmıyor böylece.

Dans S/Y, Ayia Marina iskelede 

Mayolarımızı giyip biraz ilerideki plaja gidiyoruz. Bir kaç kişi var suda ve kumda. Deniz suyu nispeten daha sıcak, içine girince ise tamamen sıcak. Serinleyip kulübede mayo değişikliğinden sonra tekneye dönüyoruz, kızlar alışveriş için sokaklarda dolaşmaya devam ederken. İçkiler hazırlanıyor, yemek yiyecek yer olarak Mylos Fish Restaurant şekilleniyor kafalarda, tekne kapatılıp tekrar şehrin sokaklarına atılıyor bedenler. Orası mı, burası mı diye baka baka giderken Mylos'a kadar gidip merdivenlerinden inince Mylos çok beğeniliyor ve oturuluyor.


Mylos Fish Restaurant



Burası, sunum açısından bir iki tık yukarıda şu ana kadar gördüğümüz ada restoranlarından. En azından ben kendimi, İstanbul'daki Tadım Menüsü'ne bir sürü para verdiğimiz ve masadan aç kalktığımız bir restoranda hissediyorum önce, ama sonrası öyle olmuyor. İki tane Santorini marka beyaz şarap ve doyurucu ve çok lezzetli yiyecekler de bu fikrimin süratle sönmesine katkıda bulunuyor. Çok memnun kalıyoruz bu restorandan ve mutlu bir şekilde tekneye dönüyoruz.

7 Haziran 2018, Perşembe
Ben, yine sabah 07.00'de ayaktayım. Banu ve Esma ile birlikte uzun bir yürüyüşe çıkıyoruz.



Alinda Koyu'nu yarıladıktan sonra geri dönüyoruz. Dün akşamki plaj yerine saat 11.00'e kadar nasılsa bekleyeceğimiz için tekne ile koyun diğer tarafına gidelim, hem denize girelim, hem de kahvaltı edelim diyoruz kendi kendimize. Biraz kuruHasan alıp tekneye geliyoruz. Sinan ile Handan'a bu teklifimizi tam anlatamadan Handan tekneden iniyor birazcık dolaşmaya.
Bir süre sonra Handan bir torba balık ile geliyor geriye. Benim için de adadaki iki tane barbunu da almış, sağolsun. Motor çalıştırıp koltuk halatlarını bırakınca rüzgar bizi iskeleden ayırıyor. Alinda Koyu girişinde, sağdaki Zefiros Koyu'na 5 metreye demir atıyoruz. Denize girip kahvaltı ediyoruz. Saat 11.00'e kadar bekleyeceğiz burada. Ya da biz öyle sanıyoruz. Sonraki mesajlaşmalarda teknik problemler nedeniyle işlemlerin 14.00'e kaldığını, 1. sırada beklediğimizi, 14.30'da pasaportlarımızın hazır olacağını öğreniyoruz. Artık, George'un tembelliğinden mi, yoksa gerçekten teknik problemden mi bu gecikme, bilmemiz mümkün değil. Gevşemeye çalışıyoruz, denize giriyoruz. Bozuk kapı kilidini tamir ediyor Sinan bu arada. Japon da kullanarak dağılan kilidi toparlayıp kapıya monte ediyor.
Bu akşam, geçen sene tadı damağımızda kalan Palionisos Koyu'nda gecelemeyi düşünüyorum. Ertesi sabah da doğrudan Bodrum. O nedenle pasaportların elimize gelmemiş olması bizi geriyor. Sonunda 14.30 gibi demir atıp limana tekrar yanaşıp George'u beklemeye devam ediyoruz. Saat 15.15 gibi George geliyor. İşlemler tamamlanmış ama pasaportlar ve tekne belgeleri, Vasilis'te imiş. Ona nasıl gitmiş anlamıyoruz ama (feribot ile tabii ki), George bize, Palionisos'a gitmemizi, Vasilis'in pasaportları oraya, Kalidonis Restauran'ta getireceğini söylüyor. Vedalaşıp ayrılıyoruz Alinda'dan pasaportsuzluğun gerginliğini de beraberimizde taşıyarak.


Palionisos

Koya girişte sol taraftaki tonozlardan birisine bağlanıyoruz. Ekibin önerisi ile hem tonozun halatını, hem de kendi koltuk halatımızı kullanıyoruz. Burası yine çok rüzgarlı. Sonra botu indirip motorunu takıyoruz. Tam o sırada Vasilis arıyor. Botla, Sinan ile restoran çıkıp pasaportlar ve evrakımıza kavuşuyoruz. Birer bira ısmarlıyor Vasilis bize. Biraz muhabbet sonrasında Vasilis ayrılıyor. Sonra yan masadaki Çekya'lı genç ile bir sohbet oluyor. Kaş, Finike, Alanya, Mersin'i gezmiş arkadaş.


Palionisos
Palionisos

Akşam için 5 kişilik yer ayırtarak tekrar botumuza binip sessiz sessiz tekneye dönüyoruz. Bir deniz molası sonrasında peynir ve şarap kadehleri hazırlanmış. Soğutulmuş bir kırmızı Suvla şarabı bizi keyiflendiriyor.



Sonrasında bota binip tekrar restorana gidiliyor. Önümüzdeki tonoza bağlanan genç çift, restorana kendilerini botla almaları için haber vermemizi rica ediyor.




Balığımızı da götürüyoruz beraberimizde. Hiç surat asmadan alıyorlar balığımızı. Bolca meze de söylüyoruz, uzo yalnız kalmasın diye, balık pişene kadar. Burası, karşı taraftaki restorandan çok daha iyi. Güneşi batırıyoruz. Keyfimize değmeyin gitsin. Botla gidip önümüzdeki teknedeki iki kişiyi de getiriyorlar restorana. Genç adam bize teşekkür ediyor. Amsterdam'da yaşıyormuş. Bizim ekipte de kızları Amsterdam'da yaşayanlar var. Bir muhabbet oluyor ayakta, kısa süreli.



Bu akşam, son akşamımız buralarda. Uzattıkça uzatıyoruz muhabbeti. O kadar ki, biz Esma ve Banu ile tekneye dönerken Sinan ve Handan, Amsterdamlı çift ile bir yarım saat daha konuşmaya devam ediyorlar. İkinci bir tur daha yapıp onları da tekneye getiriyorum. Dışarıda yatıyorum bu gece. Üzerimde uyku tulumu, daha da üzerimde, Sadun Boro'nun dediği gibi, gecenin ve yıldızların kendisi.

8 Haziran 2018, Cuma
Sabaha kadar deliksiz bir uyku çekiyorum. 6.30'da uyanmama rağmen bir saat daha miskin misin yatıyorum havuzlukta.
Sonrasında önce deniz, ekip hazır olunca da güzel bir kahvaltı.
Tekneler yavaş yavaş ayrılıyorlar koydan. Saat 11.00 gibi motoru çalıştırınca ancak kalkabiliyor ekip sofradan. Hızlıca toparlanıyoruz, tonozu bırakıyoruz ve Palionisos ve Yunan Adaları'na veda ediyoruz.

Palionisos'a veda

Rotayı Hüseyin Burnu'na ayarlayıp yelkenleri açıyoruz. Zaman zaman yelken ile, bazen de motor yelken gidiyoruz. Sonra rüzgar azalıyor, yelkenleri kapatıyoruz. Bir ara rüzgar geniş apaza geçiyor. Sadece cenova ile Bodrum'a kadar gitmeye niyetleniyorum. Burnu döndükten sonra rüzgar önümüze geçiyor. Rüzgar şiddetlendikçe kendimi gerip, iskotayı gevşeterek, 28-30 havada apaz- dar apaz seyri ile Bodrum koyu'na kadar gitmeyi başarıyorum.

Bodrum'a girerken

Orçun'u arıyoruz. Önce gümrüğe yanaşıyoruz, giriş işlemleri hallediliyor. Sonra mazota. Ama pis su tankımız biraz uğraştırıyor. Salondaki tuvaleti bir kaç gündür kullanamıyorduk koku nedeniyle. Ardından palamar botu yardımı ile C pontonundaki yerimize bağlanıp motoru kapatıyoruz.

Dans S/Y, Bodrum Marina'da

Ekibimiz; ben, Esma, Banu, Handan ve Sinan

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme