Ben kimim?

Fotoğrafım
1961, Eskişehir Sivrihisar doğumluyum. Liseyi Kabataş Erkek Lisesi'nde, üniversiteyi İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde okudum. Anesteziyoloji ve Reanimasyon eğitimimi GATA'da tamamladım. 1993 Eylül'ünden 2011 Şubatına dek Çukurova Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji Anabilim Dalı'nda çalıştım. 15 Şubat 2011 tarihi itibariyle emekli olup İstanbul'a yerleştim.

13 Temmuz 2016 Çarşamba

HİSARÖNÜ 2016


Bu sefer, çok özledim, çok bekledim tekne zamanını. Yunan Adaları haftamızın biraz serin ve azıcık atraksiyonlu geçmesini, biraz benim deneyimsizliğime, biraz da o haftayı sanki çok özlememiş olmama da bağlamış olsam gerek ki, bu haftayı çok bekledim, istedim. İş yoğunluğu da bu kez fazlasıyla yordu beni. O nedenle bu yelken haftasının çok iyi geleceğini bilerek son günleri saydım geriye doğru bir bir.

1 Temmuz 2016, Cuma
Ve nihayet haftayı bitiriyoruz ve üstüne bir de ikramiye, sevgili Can'ın "hadi bugün tekneye gidelim" teklifi geliyor. West Marin'deki Red Lobster, o cuma akşamüstünden itibaren bizi bir kaç saatliğine konuk ediyor, yelken yapmamıza fırsat yaratıyor. Akşam eve geldiğimde saat onu geçmiş olsa da bavulumun son kontrolünü yapmak için biraz gücüm kalıyor. Sabah uçağımız 5.00'da olduğu için erken kalkacak olmak ve havalimanında hem güvenlik sorunu, hem de bayram tatili öncesi olması nedeniyle THY'nın "üç saat önce havalimanında olunuz" mesajı nedeniyle erken uyanacak olmanın stresi, yeterince uyumama engel olsa da sabah 03.00 gibi taksiyi çağırıp havalimanına ulaşmamız ve güvenlik kontrollerinden geçişimizde en ufak bir sorun ve gecikme yaşanmıyor. Uçağımız tam saatinde havalandı, gecikme olmaksızın Dalaman'a iniyor.

2 Temmuz 2016, Cumartesi
Havalimanında bavullarımızı beklerken Adana'dan sevgili Gülbin ile karşılaşıyoruz. Biraz sohbet sonrasında hep birlikte Muttaş'ın otobüsü ile Marmaris'e yollanıyoruz. Gülbin, bir süredir Acıbadem Maslak'ta çalışıyor ve dün akşamdan Marmaris'e gelen ve otellerine yerleşmiş olan Adana ekibi ile buluşup mavitura çıkacak.

Bir buçuk saat sonra Marmaris'te otogardayız. Taksi ile Netsel Marina'ya gidip bavulları Larimar'a atıp, Gülbin'in bavulunu da Yüksel Yatçılık'a bırakıp Pineapple'a kahvaltıya gidiyoruz. Bu kez buralar biraz lağım kokuyor nedense.

Marmaris, Pineapple'da kahvaltı
Uzun, keyifli bir kahvalı sonrası Gülbin'i taksiye bindirip ekibinin yanına yolculayıp Migros'a yollanıyoruz. Yolda sevgili öğretmenim Colin ile karşılaşıyoruz. Geçirdiği ameliyat nedeniyle biraz aksayarak yürüyor. Benim hayatımdaki en önemli eğitmenlerden olan ve tekne ile denizlere açılmama olanak sağlayan bilgiler ile beni donatan değerli hocam ile resim çektirip alışverişe gidiyoruz.

Sevgili Colin Hoca'm

Listemizi süratle tamamlayıp teknemize yerleştirdikten sonra sevgili Murat'tan icazet alıp motor çalıştırıyoruz. Rüzgar sancak bordamızdan basıyor bir miktar, koltuk halatlarını ve tonozu bırakıp sancağımıza dönerek çıkmak istiyorum ama yine geçen seneki gibi tam karşımızda aborda olan katamaranın üzerine çıkıyorum bu sefer de. İte kaka kıçımız ile katamarana teması önlüyoruz, sakince manevralar ile katamaranın tonoz halatına dokunan salmamızı kurtarıp katamarandan ve pontondan ayrılıp endişe ile bota atlayıp hemen gelivermiş olan Murat'a da selam çakıp yola çıkıyoruz. Hadi hayırlısı. Saat 12.30



Boğazı geçene kadar motor ile, sonrasında yelken, bazen motor-yelken ile Kadırga Burnu'na ulaşıyoruz. Erken yola çıktığımız için Serçe'ye kadar gideriz bugün diye düşünüyorum. Bir yandan da bot, güvertede, suya inecek, suya girilecek, karalara koltuk halatı bağlanacak diye düşünüp hafiften geriliyorum, ama olsun.

Kadırga Burnu'na son tremoladan sonra yine fenalık geliyor, ön yelkeni kapatıp motora kuvvet Serçe'ye yöneliyorum. Sonra rüzgar kuvvetlenince tekrar cenovayı açıp kafadan gelen rüzgarı tremolalar ile kullanıp yükselmeye çalışıyoruz. Ancak her zaman olduğu gibi Larimar, sancak kontra daha süratli gidiyor ve Rodos'a doğru süratle gidiyoruz. Tremola yapıp iskele kontraya geçtiğimizde hızımız düşüyor. Bayram nedeniyle oluşabilecek kalabalıktan endişelenerek sonunda yelkenleri kapatıp motor ile Serçe'ye yöneliyorum.

Serçe çok kalabalık değil. Girişte solumuzda kalan koyun dibine doğru demir atmış yelkenli tekneler arasında yer beğenip demir atıyorum. Ahşap bir sandaldaki arkadaşa el ediyorum gelip bizi bağlasın diye. Tam iki tekne arasına girmek üzereyken öbür tarafın daha sakin olduğunu, oraya bağlanmamı söyleyen bu arkadaşın teklifine hayır diyemeyip o tarafa yöneliyorum. Adam, verdiğim halatı karada bir kayaya bağlayıp bize getiriyor adamcağız sağolsun, ama garip bir demirleme biçimi oluşuyor bu plan değişikliği nedeniyle. Demir de, tekne de koyun aynı tarafında. Zincirim demirden bana doğru tahminen bir u çizmiş durumda. Kayıkçı amca gidiyor, ben kalıyorum hanımla başbaşa. Hanımın haklı uyarısı ile demiri toplamamız, karşı tarafa demir atıp bu kıyıya doğru geri gelmemiz ve karaya yeniden bağlanmaız gerekiyor. Balonun mandarını ve vinçi kullanarak botu suya indiriyoruz. Sonra demiri topluyoruz. Karşı kıyıda aralarına kıçtan kara girmeyi planladığım iki teknenin neredeyse burunlarının dibine beş metreye, kuma demiri bırakıp geri geri bağlanacağımız diğer kıyıya gidiyoruz. 60 metre zinciri döşeyip demirin tuttuğundan emin olduktan sonra bağlanacağımız kıyıdan yine oldukça uzakta kalmamızı dert etmeyerek bota atlıyorum. Botun kürekleri, hafta boyunca daima olacağı gibi sürekli çıkıyor ama olsun karaya ulaşıp bağlı halatımızı bota alıp tekneye geri getirmeye çalışıyorum. Ama ben tekneye ulaştığımı sandığımda tekne rüzgarla benden uzaklaşmış ve halatın boyu da yetişmemiş olduğundan tekneye el sallıyorum. Tekneden kısa bir koltuk halatı daha alıp birbirine ek yapmak üzere suya bıraktığım halata geri dönüyorum. Bu sırada Esma'ya da tekneyi tekrar düzeltmesini tembih ediyorum. Bakıyorum ki suya bıraktığım halat aslında yüzer bir halatmış. Ne güzel. Ucunu bulup isbarço ile iki halatı birbirine bağlayıp uzatıyorum. Botun küreklerini ve rüzgarı da yenerek tekneye ulaşmaya çalışıyorum ama heyhat. Yine yetmiyor halatların boyu. Demiri artık nereye bıraktıysam, üç halat da birbirine eklesek bu gün karaya bağlanmaya yetmeyecek herhalde. Esma'ya fenalık geliyor. Ben tekneye çıkıyorum, Esma da bota. İddialı bir şekilde kürek çekiyor ama çok geçmeden küreklerden birisi habire ıskarmozdan çıkıyor ve Esma da inatla bazen tek kürekle kıyıya ulaşmaya çalışıyor, tabii ki ulaşmayı başaramıyor.

Esma, rüzgarı, botun küreklerini ve halatı yenmeye çalışırken

Ben tekneyi düzeltiyorum, Esma da sonunda bana doğru gelmeyi başarıyor ama iki halatın boyu yine yetmiyor tekneye ulaşmaya. Tekneye bir halat da bağlayıp Esma ile buluşmayı başarıyorum ama son anda iki halat birbirine ulaşamadan Esma'nın uzattığı halat suya düşüyor. Kendinden emin bir şekilde tekneyi bırakıp suya atlıyorum balıklama. Elimdeki halatın ucu ile suda kalan halatın ucunu iki isbarço ile birbirine bağlamayı başarıyorum suyun içinde. En azından kısa bir süreliğine öyle zannediyorum. Bir bakıyorum ki isbarçonun halkasından geçirdiğimi sandığım kıyıdan gelen halatın çıması elimden kaçmış ve suya düşmüş. Allahım, kabus gibi. Esma tekneye çıkıyor. Üçüncü halatı da tekneden çözüp bota alıyorum. Sanırım birinci saatin sonunda birbirine eklenmiş üç halatın ucunu, tekneyi rüzgarı yenerek bana doğru yaklaştırmayı beceren Esma ile buluşturup, Esma "imdattt, yeter artık" demeden bir kaç dakika önce tekneyi karaya bağlamayı başarıyorum. Sonra vinci de kullanarak koltuk halatının boşunu alıp, biraz dinlendikten sonra rüzgaraltı koltuk halatını da bağlayıp. İnşallah teknelerden bizi seyreden fazla insan olmamıştır diyerek soğuk bir birayı açıp haftanın başlamasını kutluyorum. Serçe'yi çok özlemişim.

Serçe limanı

Serçe limanı
Akşam yemeği öncesinde biraz deniz, akşam yemeğinde ise salata, makarna ve tavuk var. İkimizde havuzluktaki yerlerimizi hazırlayıp yemek sonrasında Serçe'nin keyifli rüzgarını yüzümüzde hissederek erkenden uykuya dalmayı hedefliyoruz. Ancak hava yeni kararmış iken 34 feetlik bir tekne geliyor yanımıza ve nereye demirleyeceklerini soruyor bize kaptan. Biraz bilgi veriyorum. Onların da botları teknede ve nasıl bağlanacaklarına ilişkin endişeleri var. "Ben bağlarım sizi" diyorum. Biraz aşağımıza demir atıp karaya yaklaşıyorlar ve botlarını indiriyorlar. Ben de bota atlayıp koltuk halatlarını almaya gidiyorum. Kayalara çıkıp alın fenerim ile koltuk halatlarını kayalardan birine bağlayıp tekrar geri dönmeden önce defalarca teşekkür alıyorum. Bağlanırken ben çok çektim, kaptan ve iki hanımefendiden oluşan bu ekip çekmesin gecenin bu saatinde.

Sonra tekneye dönüp hemencecik huzurlu bir uykuya dalıyorum. Serçe'yi gerçekten çok özlemişim.

3 Temmuz 2016, Pazar
Gün ışığı ile uyanmamıza rağmen direnip saat sekize kadar yatıyormuş gibi yapmayı başarıyoruz. Pırıl pırıl bir güneş, mis gibi bir hava, kucağını açıp bizi bekleyen pırıl pırıl bir deniz. Bir iki sivrisinek ısırığı, denize atlayıverince sönüyor zaten. Keyifli bir kahvaltı sonrasında nereye gideceğimizi planlıyoruz. Bu sefer hiç kasmadan planlama yapmak istiyorum, aslında biraz da kararları Esma'ya bırakmak. Kararsızlık gibi algılansa da Esma tarafından bu stratejim aslında çok keyifli bir hafta geçirmemize fırsat yaratıyor. Esma bugün için uzun bir seyir olmasını istemediğinden Bozburun, Ada Boğazı'nı hedefliyoruz.

Saat 10 gibi motor çalıştırıp palamarları topluyoruz ve koydan çıkar çıkmaz yelkenleri açıyoruz. Alaburun'u dönene kadar kafadan gelen rüzgarı bu noktadan sonra iskele bordamıza alıp keyifli bir yelken seyri  yapıyoruz. İskele bordamızda Simi Adası ve balık ağlarını çekmeye çalışan ağırdan yol alan Yunan balıkçı tekneleri var.


Aytekin Ağabeyler ile telefonlaşıyor, Bozburun'da buluşmaya karar veriyoruz. Teknelerinin adı Caferoğlu 7.

Yelken ile Yeşilova Körfezi'ne dönüp, Kızılada'nın batısına yöneliyorum Bozburun'a doğru. Adanın kuzeyindeki sığ geçişten geçmeyi planlıyorum. Sanırım ilk eğitimimizde Colin bizi buradan geçirmişti. Kiseli Adası ile kara arasının çok sığ olduğunu yazmış Sadun üstad. Ancak Kızılada ile Kiseli arasında sorun yok. Kızılada'nın arkasına daha geçmeden Caferoğlu 7'yi iskele bordamızda bir küçük koya demir atmış olarak buluyorum. Aytekin Ağabey'i arıyorum, gerçekten onlarmış. Yemeğe davet ediliyoruz.
Mercimek Koyu'nda Adana ekibi
Hasretle el sallamalar, telefonlar, iskele bordalarına demir atmak üzere koya girip derinliğe bir bakıyorum. Yaklaşık 15 metreye demir bırakıp kıyıya yaklaşırken guletin miçosu halatımızı alıyor, iki halatı kıyıdaki ağaçcıklara bağlıyor. Tabii ki halat yine yetmiyor, gelip bizden bir halat daha alıp ucuca ekleyip bize ulaştırıyor halatın ucunu. Guletten sürekli "köfteler soğudu" tacizi altında tekneyi güvenceye alıp motoru kapatıp bota atlıyoruz.

İlk defa selamlanarak karşılandım

Larimar S/Y, Mercimek Koyu'nda
Gulete çıkıp özlediğimiz bir sürü dostla öpüşüp masaya oturuyoruz. Köfteler ile doyup ev yapmı bir kırmızı şarabın azıcık tadına baktıktan sonra sohbet, bol kahkaha, yeni dostlar, büyümüş gençler ile merhabalaşmalar sonrasında Pervin'in uçaktan çıkmayan ve bir gün sonra gelip Bozburun'a ulaştırılan bavullarının botla tekneye getirilmesinden sonra sürekli rüzgarda bir gulete yaklaşan bir uzaklaşan teknemizin stabilitesinden de huzursuz olduğumuzdan izin istiyoruz kendimize akşamı geçirecek bir yer bulmak üzere.

Sevgili Aytekin Ağabey

Ben, Aytekin ağabey, Süha ve Cemal
Koltuk halatını alma görevi Esma'nın. Miçonun da desteği ile halatlardan çok kürekle boğuşan Esma'nın işini kolaylaştırıp Mercimek Koyu'ndan ayrılıyoruz.

Hemen önümüzde Ada Boğazı. Geçişi ortalayarak yavaşça geçmemize rağmen bir ara 1 metre derinliği görüp ancak altımızda yine de daha fazla bir derinlik üzerinde seyrettiğimizi görerek sığlığı geride bırakıyoruz.
Kızılada'nın kuzey burnunu döner dönmez doğu kıyısındaki teknelerin arası ile Kiseli Adası'nın güney batı burnu arasında kararsız kaldıktan sonra Esma'nın isteğine uyup Kızılada'ya emir atarak bağlanmaya karar veriyoruz. İki katamaran arasına demir atıp sokulurken demirimizin tuttuğundan emin olma için durduğumuz bir anda, iskelemizde kalan katamarandan "bize yaslanın, sonra bağlanırsınız" teklifi geliyor. İlk defa böyle bir tavır gördüm denizde ve çok mutlu oldum. Rüzgara karşı kıçımızı vererek katamaran yanaşıyor ve koltuk halatımızı uzatıyoruz kaptana. Bizi bir süreliğine tutuyorlar. Ben bot ile karaya çıkıp koltuk halatı bağlayıp tekneye geri dönüyorum. "Joy of Wind" isimli bu katamarandaki son derece nazik beyefendi ve hanımefendilerden oluşan ekibe teşekkür ederken denizcilik adına mutlu oluyorum. Ayrıca insanlık adına da içim sevinçle doluyor. Üç dört sene önce benzeri bir senaryoda üstelik tonoza bağlanmış olmama rağmen yandaki yelkenli tekne kaptanının neredeyse kavga etmek üzere yüzerek teknemize gelmesine ramak kalmış olan tavrını hatırlayıp bir kez daha teşekkür ediyorum bu nazik ekibe.İkinci koltuk halatını da bağlayıp tekneye geri dönüyorum

Suya atlayıp denizin tadına baktıktan, kıyıdaki keçiler ve tavşanların resimlerini çektikten sonra biramı yudumlamak ve buncasına güzel bir yerde bir gece geçirecek olmanın keyfi içinde ayaklarım yerden kesiliyor mutluluktan. Esma da denize girdiğinde merdivenlerden inince ayaklarının yere değdiğini söylüyor. Gözlükle suya bakıyorum, gerçekten dümen palasının altında bir karış su kalmış. Esma tedirgin olduğu için biraz daha koltuk halatları ve demirin zinciri ile oynayıp dümen palasının altında iki karşı su olmasını sağlıyorum. Derinlik göstergesi 1,5 metre gösteriyor. Daha da ellemem.

Keçilere su vermem lazım. Bir kova tatlı su alıp botla kıyıya çıkıyorum. Suyun ve elimin kokusuna bir baktıktan sonra keçiler bir kaç adım geride istirahate çekiliyorlar. Kıyıda onlar için bırakılmış koca kovalarda zaten tatlı su var, benim getirdiğim suyu da o kovalardan birisinin içine döküp geri dönüyorum.


Bir bira daha. Akşam yemeği hazırlıkları, bolca müzik. Keyifli bir akşam yemeği. Akü alarmı. Buzdolabının elektriğini kapatıyorum bir süreliğine. Akünün voltajı 12 ampere yükseliyor. Yarım saat kadar sonra buzdolabını yeniden çalıştırıyorum. Sonra atıyorum kendimiAda Boğazı'nın püfür püfür rüzgarı altında uyumak üzere havuzluğa.

4 Temmuz 2016, Pazartesi
Saat sekizde uyanıyoruz. Bu hafta uyanışlarımız biraz geç oluyor her zamankinden. Dün gece hiç rüzgar olmadı. Deniz de oldukça davetkar. Kahvaltı öncesinde bolca denize giriyor ve güzel bir kahvaltı hazırlıyoruz kendimize. Burayı Esma ile birlikte çok beğendik. Kalınacak bir yer olarak aklımızın bir köşesine yazıyoruz.

Larimar, Ada Boğazı'nda

Kahvaltı sonrasında Acıbadem Atakent Hastanesi KBB Bölümü'nden Dr. Battal'ı ziyaret etmek için motoru çalıştırıyoruz. Yanımızdaki katamaranın öbür tarafında sokulup bir kez daha teşekkür ettikten sonra Bozburun'daki Blue Bosprina isimli oteli bulmak üzere Bozburun'a yol alıyoruz. Otelin yerini tahmin edebiliyorum, Navionics'te de görülüyor zaten. Yeşil Ada'nın doğusunda Bozburun Yat Kulubü'nü geçtikten sonra kıyıda olması gerekiyor. Telefonlaşıyoruz Battal ile. Kısa bir süre sonra oteli görüp Battal ile el sallıyoruz birbirimize. Demir bırakıp motoru kapatıyor, botla otelin iskelesine çıkıyoruz. Ekip kahvaltıyı bitirmiş, birer kahve içiyoruz. Otelin işletmecisi Ertuğrul Bey, sağlık sektörü çalışanı. Bu yaz, bu küçük otelin işletmesini almış. Battal'ın ailesi ve dostları ile tanışıp kısa bir muhabbet sonrasında teknemize geri dönüyoruz.

Blue Bosprina - Bozburun



Sonrasında teknemize dönüp, kısa bir iade-i ziyaret sonrasında motoru çalıştırıp demiri toplayıp ayrılıyoruz dostlardan. Rotamız, Dirsek Bükü. Suatlar bu sabah Dişlice Adası'nda kahvaltı edip Dirsek Bükü'ne geçecekler öğle yemeği için. Onları yakalamamız lazım.

Bu kez Kızıl Ada'nın doğusundan dolanıyoruz Yeşilova Körfezi'ne çıkmak için. Körfeze çıkar çıkmaz da yelkenleri açıyoruz. Bu körfezde rüzgar her zaman gideceğimiz yönden gelir ve defalarca tremola atıp körfezden hala çıkamayınca motor çalıştırırız. Yine öyle oluyor. Rüzgar güzel estiği için uzun bir süre yelken yapıyor, bolca tremola atıyoruz. Sonunda Atabol Burnu'na yaklaşınca, Suatlar'ın da Dirsek Bükü'nden ayrılma zamanları yaklaşınca motor çalıştırıp yelkenleri indiriyoruz ve motor ile burnu dönüp Dirsek Bükü'ne yöneliyoruz.

Dirsek'e girer girmez Suat'ı telefonla arıyorum. Hemen girişte sancağımızdalar. Biz restoranı telefonla arayıp boş tonoz olmadığını öğrenince, iskeleye bağlayalım teklifleri de bize sıcak gelmeyince girişte hemen karşımızda kalan kıyıya gidip uygun bir yere demir atıyoruz. İki tekne arasına girmeden hemen önce demirimizin tuttuğunu kontrol edip tornistanda demir üzerinde iken bota halatları atıyoruz. Bu sefer de Esma bağlayacak bizi. Rüzgar tekneyi sancağımızdaki teknenin üzerine ittiriyor ancak mesafemiz var, tehlike yok. Esma bot ile bu kez daha çabuk kıyıya ulaşıyor ve rüzgarüstüne koltuk halatını bağlıyor. Yanımızdaki tekneden Esma'ya birşeyler söylüyorlar, Esma da halatı oradan söküp biraz da düşe kalka bir başka kayaya bağlıyor. Yandaki tekneden birisi atlıyor ve Esma'nın halatı bağlamasına yardımcı oluyor. Gelirken Esma'nın yine kürekle boğuşması gerekiyor. Sudaki beyfendi, Esma'nın botunun halatını çekerek yüzerek bize gelmesini sağlıyor. Teşekkür ediyorum. Koltuk halatını ve Esma'yı aldıktan sonra bağlanmamızı bitiriyor ve motoru kapatıyorum.

Esma, burnunda soluyor. Meğerse kayaya halatı ilk bağladığında yandaki teknedeki beylerden birisinden uyarı gelmiş kendi rüzgaraltı halatları ile bizim rüzgarüstü halatımız birbirini çaprazlamasın diye. O kayadan söküp daha uygun bir kayaya bağlamasını buyurmuş arkadaşlardan birisi. Esma da acayip sinirlenmiş, bottan inerken tökezlemesi meğer o yüzdenmiş. Dizini de yaralamış biraz. Sinirinin geçmesi bir iki saati bulacak herhalde Esma'nın. Rüzgaraltı koltuk halatını da ben bağlıyorum. Deniz o kadar güzel ki, suya atlamamız ile birlikte Esma da gevşiyor.

Denizden çıkınca süratli bir öğle yemeği sonrasında bota motoru indirip monte ediyorum Suat'a gitmek üzere. Telefon ile Suat'ı arıyorum, bota atlayıp geliyor bizim gitmemize gerek kalmadan.

Sevgili Suat ile Dirsek Bükü'nde kısacık bir hasret giderme
Biz koya girerken meğerse Suatların guletin yakınlarında denizden bir ceset çıkarılıyormuş. Ceset, orta yaşlı üzerinde mayosu ve gözünde yüzücü gözlüğü olan bir erkeğe ait. Keyifleri kaçmış doğal olarak.
Biraz sohbet ediyoruz Suat'ın ve Ferah'ın yeni işleri ile ilgili. Suat da kurban bayramında tekne kiralamaya karar vermiş, Yüksel Yatçılık'tan ona da tekne bakmam gerekiyor. Ece Hanım, cumartesiye kadar haber vereceğini söylüyor telefonda. Suat'lar Bozburun'a gitmek üzere hareketlenecekler birazdan. Ferah güzellik uykusunda olduğundan göremiyoruz, Suat da hemencecik bota binip ayrılıyor teknemizden.

Yandaki tekneye gıcık kaptık bir kere, arada bir akülerini doldurmak üzere motor çalıştırıp gürültü yapmaları da üzerine tuz biber ekiyor, ama yapacak bir şey yok. Biz de çalıştırıyoruz bir süre boşalan akülerimizi doldurmak için. Hiç olmazsa bu gürültüye mahkum olduğumuz sürede bizimki de dolsun.

Restoranda iki kişilik yer ayırtmıştım koya girdiğimde. Bol deniz sefası sonrasında saat 19.00 gibi bota atlayıp bir kerede çalışan motorun keyfi ile iskeleye yöneliyoruz.

Dirsek Bükü'nde botla restorana giderken
Her zamanki gibi çardağın altındaki masalara yöneliyoruz, aşağıya iskeleye de bir sürü masa yerleştirmişler. Bizim rezerve ettiğimiz masa listede gözüküyor ama iskeledeki masalar içerisinde bizim masa yok. Zaten yukarıda oturmak istiyorum ben. Levent'i arıyorum, Levent gelince sorun çözülüyor, hemen önümüzdkei masaya oturuyoruz. Koya girerken telefon ile ayırttığım levrek de ayrılmamış, ama dolaptaki levreklerden birisine el koyup ızgaraya attırıyorum. Tuzu alınmış kalamar kızartma ve tuzsuz bir salata ile Esma'nın da keyif almasını kolaylaştırıp biramı yudumlarken Dirsek Bükü'nün güzeliğine bir kez daha şahit olmanın mutluluğunu yaşıyorum.

Dirsek Bükü
Salata, kalamar ve balık. Herbiri ayrı lezzetli. İkinci bira sonrasında ev yapımı dondurmanın da tadına bakıp hesabı ödüyoruz. Bota düşmeden binip motoru da bir kerede çalıştırınca sıra geliyor akü problemi nedeniyle karanlık bıraktığımız teknemizi bulmaya. Teknelerin arasından botla geçip teknemize gitmeye bayılıyorum her seferinde. Esma buluyor teknemizi. Benim bulmam zaten mümkün değil. Alın feneri alnımda. Tekneye çıkıp bir tane ışık yakıyor ve uyku tulumu ve yatak malzemelerimizi getiriyoruz havuzluğa. Demir fenerini de yakıp keyifli bir uykuya çekilmek üzere iken akü alarmı çalması üzerine yarım saat akü çalıştırıyorum. Pek bir faydası olmayınca akülerin şalterini indirip sonra atıyorum kendimi yatağa. Uyumadan hemen önce yarın bu kadar yelken yapmayayım, biraz da motor yapıp aküleri doldurayım diye düşünceler geçtiğini anımsıyorum.

5 Temmuz 2016, Salı
Bayramda Dirsek Bükü'ne uyanmak bir kez daha. Şanslıyım. 7.00'de uyanıyorum.
Dirsek Bükü
Dirsek Bükü

Uzun bir deniz sefası yapıyoruz. Sonra kahvaltı. Yandaki tekne hazır gürültü ediyorken biraz motor. Sonra botun motorunu yukarı alıyorum. Koltuk halatlarını çözüp demiri topluyorum. Dirsek Bükü'nü bir seneliğine geride bırakıp Kocabahçe'ye yöneliyorum. Niyetim Kocabahçe'de alargada bir süre kalmak ama uygun bir derinlik bulamıyorum. Restorandan botla geliyorlar ama selamlaşıp ayrılıyoruz Kocabahçe'den. Hedefimiz aslında Bencik. Bencik'te hiç gecelemedik. Ama bu sabah Bencik'e gidesim yok nedense. Daha önce hiç girmediğimiz Kuzbükü Koyu'na giriyoruz. Girişte sağda bir de tesis var: Neighbourgs Marina. Aradım, akşam için yer yokmuş.

Kuzbükü
Demir atıyorum 10 metreye alargaya bırakıyorum tekneyi, motoru kapatıyorum. Deniz biraz yüzen yosunlarla dolu ama sıcaklığı çok güzel. İstirahate çekiliyoruz deniz sonrasında öğle yemeğine kadar. İskeleden bir yelkenli tekneyi zodyak botla çekip açıktaki tonoza bağlıyorlar. Bir günübirlik motor önümüe demir atıyor, iki saate kadar üzerimize çıkmak üzere.

Öğle yemeğimiz sonrasında deniz artık daha bir güzel, pırıl pırıl. Koyda iki tane taş evden oluşan bir yerleşke var. Bu topraklar üzerine kim iki tane evciği yerleştirivermiş acaba?

Günübirlik tekne demir tarayıp yavaştan bize yaklaşmaya başlayınca o da, biz de motor çalıştırıyoruz ve önce o, sonra da biz koydan ayrılıyoruz. Germe Koyu'na bir göz atıyoruz, orada pek bir şey yok. Koyun dibinde toprak yoldan gelen traktörlerden u aldığını biliyorum guletlerin. Sonra Kocaada'ya bakıyoruz yanaşıp demirleyebilir miyiz diye. Orası da çok derin geliyor, vazgeçiyoruz. Veriyoruz burnumuzu Bencik'e. Kocaada ile Kameriye Adası arasından  dümdüz Dişlice Adası'na rota tutuyoruz. Oralarda bir yerde sığlık şamandırası var, çok uzun süre bu şamandırayı göremiyoruz. Dişlice Adası'na yaklaşırken şamandıra sancağımızda, oldukça uzakta kalıyor.

Germe Koyu

Dişlice Adası'nı iskelemizde bırakıp Bencik'e ilerlerken koya daha girmeden solumuzda kalan küçük koylardan birisinin boş olduğunu görüyoruz. Hemencecik oraya gidip 12 metreye demir bırakıyoruz. Rüzgar kıçtan esiyor ama zincirin tamamını bırakıyoruz. Tuttuğundan emin olduktan sonra koltuk halatlarını bota koyup kıyıya çıkıyorum. Esma ise rüzgarla uzaklaşan tekneyi tekrar bana geri getiriyor.  Bu sefer halat ile tekneyi buluşturmayı başarıyoruz. İkinci koltuk halatını da rügaraltına bağlayıp motoru kapatıyoruz. Bencik olmadı ama, Bencik'e girmeden hemen orada kendi koymuzu oldu geceyi geçireceğimiz. Manzaramız da muhteşem; solumuzda Bencik, önümüzde Dişlice Adası ve arkasında Kameriye Adası ve Selimiye, sağımızda Hisarönü Körfezi. Hafiften ama sürekli bir solugan var, ancak hi rahatsız etmiyor bizi.

Bencik girişinde kaldığımız koyun manzarası (Dişlice Adası)

Sancağımızdaki küçük koy
İskelemizde, Bencik girişi

Deniz sıcaklığı tam bana göre. Uzun süre suda kalıyorum. Yemek öncesi bira ve kuruyemiş. Manzara gerçekten çok keyifli ve huzur verici. Bir ara Algidacı bot bize yaklaşıyor, iki tane bademli magnum alıyoruz.
Akşam yemeğinde tavuklu makarna ve kırmızı şarap var. Arkasından çay ve hoşbeş. Bugün hiç yelken yapmadığımız için akü 12.3 voltta duruyor.
Yukarıda, gökyüzünde bir sürü parlak yıldızlar var ayın ışığına rağmen kendisini göstermeyi başaran. Iphone'daki planet finder programı ile anlıyoruz ki bu yıldızlar mars ve jüpiter. Büyük ayı ise tam tepemizde. 22.00 gibi Esma ile birlikte havuzlukta huzur dolu bir uykuya dalıyoruz. Gece 23.00 gibi sağımızda kalan koya bir gulet yanaşıyor. 10 dakika sürüyor yanaşmaları ve motoru kapatıyorlar. Yine sessizlik ve huzur. Yarın da bu koyda mı kalsak, ne?

6 Temmuz 2016, Çarşamba
Sabah sekizde uyanıyorum. Esma çoktan içeri kaçmış. Lavabo, sakal tıraşı, deniz banyosu. Benden sonra da Esma atlıyor denize. Guletler gece kaldıkları koyda değil başka bir koyda kahvaltı yapmak üzere ayrılıyorlar sağımızdan solumuzdan.



Çay suyu koyuyorum. Bencik'in meşhur arıları lavaboda su içmeye çalışıyorlar musluktan. Kahve yakıyorum ama kahve söner sönme yeniden geliyor bir iki arı. Esma'yı musluğun başındaki arı için uyarmama rağmen kendim sokuluyorum arı tarafından. Hemen Fenistil krem, iğne arıda zaten sorun yok. Uzun bir keyif yapıyoruz kahvaltı sonrasında.

Niyetim bugün Söğüt'e, Octopus'a gitmek ama Esma iki tane uzun yol istemiyor. Bozukkale'ye bugün gidelim diyor. Olur. Saat 12.00'de motor çalıştırıp halatlar ve demiri topluyoruz. Dişlice'yi geçer geçmez yelkenleri açıyoruz. 15-18 knot hava, 1.camadanda çok güzel yelken yapıyoruz bir Dirsek Bükü'ne, bir Aktur'a doğru. Esma'nın muhalefetini yenip 2. camadanı vuruyorum bir süre sonra. Can yeleklerini de giyiyoruz.



2. camadanda 6.5-7 knot hızla uçuyor Larimar, Aktur'a doğru. Bu tekne her zaman sancak kontrada daha hızlı gidiyor.
video

Ben rüzgar arttığında, hele iki kişi isek tırsıyorum biraz rüzgardan. Bugün de öyle oluyor. Ama yine de çok seviyorum rüzgarı ve yelkeni. Sonunda Kızılburun'u dönünce rüzgar arkaya geçiyor, rahatlıyoruz. Can yelekleri çıkarılıyor, yeniden tatil moduna giriliyor. Sonrasında rüzgar da azalınca motorları çalıştırıp yelkenleri topluyoruz. Akünün dolması için de iyi oluyor bu motor seyri.

Saat dörde gelirken Bozukkale'ye giriyoruz. Girişte hemen soldaki tesisi (Alibaba) telefonla arıyorum. Amacım iskelede değil iskelenin uzağındaki tonozlardan birine bağlanmak ama ne yazık ki burası tıklım tıklım dolu, yer olmadığını söylüyorlar. Bu hafta çok  rahatım, bu haber beni germiyor. Bir ilerideki tesise yöneliyorum. İskelede 2-3 tane tekne var, uzun saçlı bir adam bayrağını sallayarak bizi davet ediyor. Biz de bu davete icabet ediyoruz. Tonoz halatını alıp koltuk halatını adama veriyoruz. Kısa bir sürede ikinci halatı da verip tonozu da kasınca motoru kapatıyoruz. Rüzgaraltı koltuk halatımızı yandaki teknenin rüzgarüstü koltuk halatının üzerinden alıp altından geçirince denize girme zamanı geliyor. Merdiveni indirip Bozukkale'nin serin suyunun tadına bir kez daha bakıyoruz.

Bozukkale, Sailors House

Sailors House buranın adı. Mustafa ile tanışıyoruz restorana balık ayırtmaya gittiğimizde. Balık, tuzsuz kalamar ve salatamız şimdiden rezerve. Tekneye dönerken "Tayfun abi" sesi ile geri dönüp baktığımızda Gediz ile karşılaşıyoruz. Onlar da koyun dibinde restoranda imişler ve buraya da kuzenlerinin teknesine ziyarete gelmişler. Eşi işe de tanışmak istiyoruz. Güleryüzlü, çok tatlı bir kız atlıyor hemen tekneden iskeleye.


Onları botları ile koyun dibine yolculadıktan heme sonra iskelenin en başına, bizden uzağa bir tekne yanaşıyor. İçindeki bikinili kızlar, şimdiden bir ayakları yerde, diğerleri bumbada olacak şekilde esneme hareketlei yapıyorlar. Tekne yanaşır yanaşmaz da iskeleye atlayıp artistik jimnastik hareketlerini kahkahalar içinde iskelede tamamlıyorlar. Bir fotoğrafçı çeşitli pozlarını çekiyor. Bize ise ne içip geldiklerini, bu enerji ve neşeyi nereden bulduklarını anlayamadığımız kız ve erkeklerin şovlarını izlemek kalıyor. Bir süre sonra duruluyor arabik gençler ve denize atlıyorlar. Bir tanesini rüzgarla Bozukkale'nin girişine doğru hızla uzaklaşan deniz yatağı üzerinde tesisin botu ile gidip yakalıyor ve iskeleye getiriyorlar.

Sailors House iskelesi

Esma duşa gidiyor. Ben de yanımızdaki teknenin yanına yanaşmaya gelen teknenin bağlanmasını seyretmeye. Teknenin kıçındaki delikanlının kulağında ipod kulaklıkları, gözünde güneş gözlükleri, elinde ise rüzgaraltı koltuk halatı. Bize vermesini söylüyoruz halatı. Halatı geri vermek üzere hafifçe kendisine atılan halat gözündeki gözlüğe çarpıyor ve gözlük suya düşüyor. Delikanlı halatı malatı bırakıp suya atlıyor gözlüğün peşinden ama heyhat. Sonrasında 3-4 kişi dipteki yosunların arasında aramasına rağmen gözlük bulunamıyor.
Esma, duştan sonra daha bir mutlu
Çok gecikmeden restorana gidip arkalardaki bir masaya oturuyoruz. Beyaz gömlekli, bordo önlüklü genç garsonlar servis açıyor, sipariş alıyorlar. Mustafa da aynı şekilde giyinmiş. Çok hoşumuza gidiyor bu ince nüans.
Sailors House'da Mustafa





Hemen yanıbaşımızda iki tane bilardo masası var. İki kişi bilardo oynuyor bir süre. Uzun bir süre Mustafa'nın kızı Ftma ile oyalanıyoruz. Dört yaşında falan olsa gerek Fatma. Bize servis açıyor kendince. Büyüyünce pilot olacakmış.Müşteri alacakmış uçağına. sonra onları uçuracakmış.


Fatma
Bütün akşam rüzgar esiyor Bozukkale'de her zamanki gibi. Tekneye gidip rüzgarda havuzlukta uyumak mümkün olamayacağından kamaraya çekiliyoruz. Bütün gece deli gibi esiyor rüzgar. Bir ara Esma'nın tedirgin olup halatlara baktığını sabah öğreniyorum.

7 Temmuz 2016, Perşembe
Sabah sekizde uyanıyoruz. Biraz yürüyüş yapıp Bozukkale'nin bu taraflarını keşfediyoruz. Dünkü arabik jimnastikçi kızlardan birisi, bu sabah tek başına ve oldukça sakin. Fotoğrafını çekiyoruz, o da bizimkini.





Kahvaltı için bazlama bekliyoruz bir süre. Kahvaltı sonrası koltuk halatlarını çözerken Mustafa Gebekse Koyu'nu tavsiye ediyor bu gece için. 10.30'da sorunsuzca ayrılıyoruz iskeleden. Çataladaları geçer geçmez çok merak ettiğim Korsan Koyu'na bir uğruyoruz. Gerçekten bir teknelik imiş ve bir gulet bütün koyu kapatmış.
Korsan Koyu
Kızılada sonrası da cenovayı açıyoruz. Hava 18-25 knot arası esiyor. Gebekse Koyu'na gelmeden aküleri doldurmak için bir buçuk saat kadar da motorla devam ediyoruz.
Gebekse Koyu hemen ..çiftlik dası girişinde, solda kalıyor. Daha önce hiç girmemiştim bu koya. Sol tarafta karar kılıyorum demirlemek için küçük bir motor yat ile yelkenli bir teknenin arasında yaklaşık 15 metreye demir atıyorum. Zincirin hepsini bırakıyorum, demirin tuttuğunu iyice tornistan vererek kontrol ediyorum. Bu koy güneye açık. Gece rüzgar kuzeyden esecek olduğu için biraz korunaklı olur diye düşünüyorum bu koy. Sorun olursa da Çiftlik çok yakında.
Koltuk halatını da doğanın kayalarda oluşturduğu doğal mapalara bağlayınca denize atlamamak için hiç bir neden kalmıyor. Su biraz serin ancak pırıl pırıl. Saat 14.30.

Gebekse Koyu

Öğle yemeğinde bana ton balıklı dürüm, Esma'ya salata var. Yandaki motor yat, koltuk halatını önce toplamaya, sonra demir atııp tekrar kıyıya yaklaşarak o halatı kullanmaya karar veriyor. Bot ile kıyıda koltuk halatı ile boğuşan oğlanın babasına bağırmasını unutmayacağım. Daha sonra da demir tutturamayıp ayrılıyorlar koydan.

Bir ara, sarı renkli, küçük bir yelkenli tekne giriyor koya: Rockman. Koyun diplerine kadar sokulup demir atıyor. Tek başına kurt köpeği ile denizlerde olan bir denizci bu. Botuna binip köpekle beraber kayalara koltuk halatı bağlamaya gidiyorlar. Sonra köpeği karada bırakıp tekneye geri dönüyor, koltuk halatını geriyor. Sonra köpeğini almaya tekrar kıyıya gidiyor.


Çay demlerken bir rüzgar çıkıveriyor aniden ve iskelemizdeki yelkenli anında tarıyor. Hatta bir kaç tekne birden tarıyor. Yanımızdaki tekne tekrar demir atmak üzere demirini toplarken bir iki tekne koydan hemen ayrılıyorlar. Karşı kıyıdaki bir tekne koltuk halatını çözüp alargaya bırakıyor tekneyi. Yanımızdaki tekne bayağı bir uğraştıktan sonra vazgeçiyor ve Çiftlik'e gidiyor.

Larimar Gebekse Koyu'nda

Ben rüzgaraltında kalan koltuk halatımızı rüzgarüstüne taşıyıveriyorum. O da yetmiyor, rüzgarüstü vasata bir halat daha bağlayıp onu da kıyıdaki kayalardan birine bağlıyorum. Demiri de dikkatlice kontrol ediyorum, ırgatın gıy gıy etmesi ile demirimden bir kere daha emin oluyorum. Esma'nın tedirgin olmasına yol açacak kadar sertleşiyor rüzgar bazen. Bir koltuk halatını da götürüp başa bağlıyorum. Üç halat ile bağlıyız kayalara ve sanırım demirin üzerinde pek bir yük yok. Rüzgarı nispeten kıçtan alırız diye düşünmüştüm ilk demir attığımda teknenin kıçını verdiğim açıya güvenerek ama şimdi tam bordadan alıyoruz. Bir yandan Eyüp Oğan'ın böyle durumlarda tekneyi alargaya bırakmanın daha iyi olacağı söylemi var aklımda, diğer yandan üç halat ve iyi tutmuş bir demir ile sorun yaşamayacağımı söyleyen kendi içsesim. Esma'ya yine de Çiftlik'i öneriyorum ama yemek hazırlamaya başladığını söylüyor. Bu akşam yemeğinde alkol almıyorum. Poseidon'a göre geceyarısı rüzgar kesilecek. Ben, gün batımı ile rüzgarın kesileceğini ümit ediyorum. Öyle de oluyor. Sonra bir ara kuvvetli bir lodos esiyor bizi şaşırtırcasına. O da bir süre sonra dalgalarını bırakarak yitip gidiyor. Koyda rüzgara direnen 3-4 tane tekne kalıyoruz. Karşıdaki tüm tekneler alargaya kaldılar, koltuk halatlarını çözerek. Bir tek ben inat ediyorum. Rockman bile demiri toplayıp kaçıyor koydan. Geçen sene kullandığımız katamaran, Talya giriyor koya hava kararırken. Koyun en mantıklı yerine, dibine, kumsala gidiyor. Demir atıp kıçını sahile, rüzgara veriyor. Koltuk halatlarını da sahildeki çalılıklara bağlayıp motoru kapatıyor. Bu akşam en rahat uyuyacak olan tekne sanırım Talya.


Biz bir süre sonra rüzgara alışıyoruz. Esma'nın tedirginliği de azalıyor. Gece bir gibi rüzgar azalıyor ya da belki de artık biz duymaz oluyoruz havuzlukta, uykumuzun derinliklerinde.

8 Temmuz 2016, Cuma
Uyku tulumu ile güneşin ışınlarını bir süre engellemeye çalışıyorum ama sonra içeri kaçıyorum ben de Esma gibi. Bir süre de kamarada uyuduktan sonra güne bir daha başlamak üzere kalkıyoruz. Önce deniz. Sonra kahvaltı. Dergi, kitap. Orhan Pamuk'un "Kırmızı Saçlı Kadın"ını bitiriyorum. Bu adamın okuduğum ilk kitabı.


Burası gerçekten muhteşem bir koy imiş. Dün akşam biraz gerildik ve yorulduk ama bu sabahki manzara, deniz ve huzur her şeye değdi.
İçecek suyumuz çok az kaldığından kürekle günübilikte teknelerden birisine gidiyorum öğle vakti. 6-7 tane küçük şişe su alıp geri dönüyorum. Uçağımız yarın sabah olduğundan geç vakte kadar bu koyda kalasım var.  Ama bira iskelemize demir atan Esma Sultan isimli guletten jetski ile inen genç bir adam denizde iki kano üzerindeki çocukları eğlendirmek için onların etrafında dönüyor, dönüyor, dönüyor. Bu işkence gürültü bitmiyor bir türlü. Çocuklar, hatta kolluklu ufak bir çocuk da suya düşmesine rağmen genç adam hala etraflarında dönmeye ve gürültü yapmaya devam edince ben önce gulettekilere insaf şeklinde kollarımı açıyorum, sonra da bağırarak jetskili gene ulaşmaya çalışıyorum. Bu eğlence hemen sonlanıyor.
14.45 gib istemeye istemeye motor çalıştırıp tüm halatlarımızı ve demiri toplayıp koydan ayrılıyoruz. Sonra Kadırga Burnu ve Marmaris Körfezi. İnanılmayacak bir şekilde mazot alacak iskele bomboş. Hemen yanaşıp depoyu dolduruyoruz. Sonrasında da G pontonuna, Yüksel Yatçılık'ın diğer tekneleri arasına yanaşıyoruz. Motoru kapatıyoruz. Duş ve Mudo ziyareti sonrasında tekneyi boşaltıp, buraya yerleşmek üzere bir ev alan Ayşen ve Cengiz'in arabasına binip evlerini ziyarete gidiyoruz. Akşam yemeği sonrasında kısa bir yürüyüş ve yatak ile bu yelken haftasını da sonlandırıyoruz.


Ayşen ve Cengizlerin evi


1 yorum:

  1. Tayfun Bey,
    Elinize sağlık çok güzel bir yazı olmuş keyifle okudum ve fotoğraflarınız ve paylaşımlarınız için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil